Annelik yorgunluğu, uykusuz gecelerden bitmeyen sorumluluklara uzanıyor. Bir annenin vicdanı, sevgisi ve kusursuz olma çabasını anlatan içten bir yazı.
Annelik, gece başınızı yastığa koyduğunuzda kısa süre sonra yeniden uyanacağınızı bilmenize rağmen uyuyamamakla da kendini gösteriyor. Gün boyunca yaşananları zihninizde yeniden gözden geçiriyorsunuz: Yeterince beslendi mi, ilacını verdim mi, iyi uyudu mu, birlikte oyun oynadık mı, fazla mı bağırdım, bugün mutlu muydu? Ardından ertesi günün kahvaltısı, akşam yemeği, yaklaşan doktor kontrolü ve havaların soğumasıyla hazırlanması gereken kıyafetler geliyor. Soruların sonu gelmiyor. Bedeniniz dinlenmeye ihtiyaç duysa da zihniniz nöbeti bırakmıyor.
Annelik yorgunluğu çoğu zaman gözler kapandığında bile sona ermiyor. En küçük seste uyanıyor, üzeri açılmış mı diye kontrol ediyor, nefes alışını dinliyor ve ateşi var mı diye anlamaya çalışıyorsunuz. Gece kaç kez uyandığınızı sayarken bir yandan da bir sonraki gecenin nasıl geçeceğini düşünüyorsunuz. Uyuyan yalnızca bedeniniz oluyor; anneliğiniz ise başucunda beklemeye devam ediyor.
Bu yoğun tempo içinde insan bazen kendisini de unutuyor. Gün içinde ne yediğinizi, en son ne zaman rahatça duş aldığınızı ya da yalnız başınıza bir kahve içtiğinizi hatırlayamıyorsunuz. Gün sona erdiğinde hâlâ pijamalarınızla olduğunuzu, mutfakta bulaşıkların ve makinede bekleyen çamaşırların bulunduğunu fark ediyorsunuz. Tek isteğiniz, birkaç dakika boyunca kimseden bir şey duymamak oluyor. Ancak bu ihtiyacın ardından bile suçluluk gelebiliyor; çünkü çocuğunuzu çok seviyor ve her şeye yetişmeniz gerektiğine inanıyorsunuz.
Belki de anneliğin en zor yanı, sevdiğiniz ve korumak istediğiniz biri için çabalarken kendinize karşı ne kadar sertleşebildiğinizi fark etmemek. “Bugün iyi bir anne olabildim mi?” sorusu, çoğu zaman iyi anneliği kusursuzlukla eşitleyen beklentilerden besleniyor. Oysa iyi bir anne olmak; sabrın tükendiğini kabul etmeyi, yükselen sesin ardından üzülmeyi, her işe yetişemediğiniz günleri kabullenmeyi ve ertesi sabah yeniden başlamayı da içeriyor.
Annelik kusursuz bir performans değil, her gün yeniden kurulan bir bağ. Bazen kahkahalarla, bazen gözyaşlarıyla, kimi zaman büyük bir güçlükle ama yine de devam ederek yaşanıyor. Bir çocuk büyürken annesi de sabrı, sevgiyi, korkuyu, yetersizlik duygusunu ve yeniden denemenin değerini öğreniyor. Bu nedenle annelik yorgunluğu, sevginin yokluğundan değil, çoğu zaman sevginin beraberinde getirdiği büyük sorumluluktan doğuyor.
Günün sonunda bütün yorgunluğun, uykusuzluğun ve dağınıklığın arasında size bakan ışıl ışıl gözler oluyor. O an, ertesi günün nasıl geçeceğine dair kaygılar bir süreliğine uzaklaşıyor. Günün hesabını bırakıp çocuğunuza bakıyor ve içinizden “İyi ki” diyorsunuz. Bazen bütün soruların cevabı, o kısa bakışın içinde bulunuyor.
Duyguları ve içinden çıkılması zor görünen durumları yazıya dökmek de bu yükü hafifletmenin yollarından biri olabiliyor. İnsan, yaşadıklarını kelimelere aktardıkça hem kendisini daha iyi duyuyor hem de yalnız olmadığını fark ediyor.




