Eşitlik İçin Sivil Toplum Programı, 13 ilde 36 sivil toplum kuruluşunun kapasitesini güçlendirerek kadın ve gençlerin haklara erişimini artıracak.
Avrupa Birliği (AB) tarafından finanse edilen ve Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA) tarafından yürütülen Eşitlik İçin Sivil Toplum Programı, Ankara’da düzenlenen lansmanla kamuoyuna tanıtıldı. Üç yıl sürecek program kapsamında Türkiye’nin beş bölgesindeki 13 ilde faaliyet gösteren 36 sivil toplum kuruluşunun kapasitesi güçlendirilecek.
Programla kadınların ve gençlerin haklara, sağlık hizmetlerine ve diğer destek mekanizmalarına erişiminin artırılması hedefleniyor. Ayrıca şiddet ve ayrımcılıktan uzak, güvenli ve sağlıklı bir yaşamın desteklenmesi, sosyal ve ekonomik fırsatlara erişimin genişletilmesi amaçlanıyor. Çalışma, Türkiye’nin 12. Kalkınma Planı, AB’nin IPA III Programlama Çerçevesi ve UNFPA’nın Türkiye ile 8. Ülke Programı doğrultusunda yürütülecek.
Ankara’daki lansmana AB-Türkiye Delegasyonu Başkanı Büyükelçi Aivo Orav, UNFPA Türkiye Temsilcisi Mariam A. Khan, diplomatik misyon temsilcileri ve sivil toplum kuruluşlarının yöneticileri katıldı. Program, UNFPA Türkiye tarafından hazırlanan video gösteriminin ardından yapılan açılış konuşmalarıyla devam etti.
Gençlerin ve kadınların karşılaştığı eşitsizlikler
UNFPA Türkiye Temsilcisi Mariam A. Khan, Türkiye’de yaklaşık 12,7 milyon genç bulunduğunu belirterek bu nüfusun haklara tam erişiminin ülkenin sosyoekonomik dönüşümü açısından büyük önem taşıdığını söyledi. Khan, gençlerin yaklaşık yüzde 23’ünün istihdamda, eğitimde veya mesleki eğitimde yer almadığını ifade etti.
Gençlerin yalnızca ekonomik koşullar konusunda değil, geleceğin istikrarı, iklim değişikliği ve güvenilir bilgiye erişim konusunda da kaygı yaşadığını aktaran Khan, politika ve hizmetlerin tasarımında gençlerin görüşlerinin dikkate alınması gerektiğini vurguladı. Doğru, erişilebilir ve gençlerin ihtiyaçlarına uygun bilgi, hizmet ve fırsatların sunulmasının UNFPA çalışmalarının önemli bir unsuru olduğunu kaydetti.
Khan, kadınların eğitim, özellikle de yükseköğretim alanında OECD ortalamasına yakın bir konumda bulunmasına karşın kadınların işgücüne katılım oranının yüzde 32 seviyesinde olduğunu belirtti. Üç yaşından küçük çocuğu bulunan erkeklerin yüzde 91’i çalışırken, aynı durumdaki kadınların yalnızca yüzde 27’sinin işgücüne dahil olduğunu söyleyen Khan, ücretsiz bakım yükünün büyük ölçüde kadınlar tarafından üstlenildiğine dikkat çekti.
Toplumsal cinsiyet eşitliğinin bedensel özerklikle doğrudan bağlantılı olduğunu ifade eden Khan, kadınların sağlık hizmetleri ve üreme sağlığı konusunda kendi kararlarını verebilmesinin önemini anlattı. Kadınların yaklaşık yüzde 30’unun yaşamlarının bir döneminde psikolojik şiddete maruz kaldığını belirten Khan, ekonomik şiddet ve hareket özgürlüğünün kısıtlanması gibi diğer şiddet biçimlerine de işaret etti.
Çocuk yaşta, erken ve zorla evliliklerin azaltılmasında ilerleme sağlandığını belirten Khan, 18 yaşından küçük kız çocuklarının iradeleri dışında evlendirilmesinin yoksulluk döngüsünü sürdürdüğünü söyledi. UNFPA’nın hedefinin çocuk evliliklerini tamamen sona erdirmek olduğunu ifade eden Khan, bu doğrultuda 13 ildeki 36 sivil toplum kuruluşuyla teknik kapasite geliştirme ve yapılandırılmış diyalog çalışmaları yürütüleceğini bildirdi.
AB’den sivil topluma destek mesajı
AB-Türkiye Delegasyonu Başkanı Büyükelçi Aivo Orav ise Türkiye’de çok sayıda kadın ve gencin bedenleri ve gelecekleri hakkında karar verirken çeşitli engellerle karşılaştığını söyledi. Orav, bu konuların onur, eşitlik, sağlık ve şiddetten uzak yaşama hakkıyla ilgili olduğunu belirterek kız çocuklarının eğitim hakkına, gençlerin doğru bilgi ve nitelikli hizmetlere erişimine dikkat çekti.
Projenin cinsel ve üreme sağlığı hakları, toplumsal cinsiyete dayalı şiddet ile çocuk yaşta ve zorla evlilikler gibi birbiriyle bağlantılı sorunları birlikte ele aldığını ifade eden Orav, eşitsizliklerin, zararlı toplumsal normların ve hizmetlere sınırlı erişimin bu sorunları derinleştirdiğini kaydetti.
Sivil toplum kuruluşları ve insan hakları savunucularının seslerini duyurabilecekleri, savunuculuk yapabilecekleri ve toplulukları destekleyebilecekleri uygun bir ortama ihtiyaç bulunduğunu söyleyen Orav, AB’nin projeye verdiği desteğin toplumsal cinsiyet eşitliği, insan hakları ve kapsayıcılığa bağlılığını gösterdiğini belirtti.
Orav, sivil toplum kuruluşlarının risk altındaki kişilere çoğu zaman ilk ulaşan ve yerel topluluklarda en fazla güven duyulan aktörler olduğunu ifade etti. AB’nin Türkiye’deki sivil toplum kuruluşları, topluluklar, kamu kurumları ve Birleşmiş Milletler ortaklarıyla hakların, onurun, eşitliğin ve fırsatların herkes için güvence altına alınması amacıyla çalışmayı sürdüreceğini söyledi.




