Deniz Göktaş, Moby Dick’i bitirmeden özgürlüğe kavuşmalı. Melville’in eseri, günümüz siyasetine dair önemli dersler içeriyor.
1 Ağustos 1819 tarihinde, yani tam 207 yıl önce, Herman Melville dünyaya gözlerini açtı. Edebiyat dünyası, onun yaşamı boyunca pek de büyük bir ilgi göstermedi. Ancak, bugün Amerikan edebiyatının en önemli eserlerinden biri olarak kabul edilen Moby Dick, 1851 yılında yayımlandığında beklenen ilgiyi göremedi. Melville’in edebi kimliği, ölümünden çok sonra yeniden keşfedildi.
Romanın merkezinde, dev balina Moby Dick’i avlama takıntısı olan baş karakter Kaptan Ahab yer alıyor. Ahab için Moby Dick, sadece bir hayvan değil, aynı zamanda yenilmesi gereken bir düşman ve varoluşunun anlamını sorgulamasına yol açan bir sembol haline geliyor. Romanın ilerleyen bölümlerinde Ahab, kişisel intikamını tüm geminin kaderiyle birleştiriyor.
Siyaset sahnesinde de zaman zaman Kaptan Ahab’lara rastladığımızı söylemek gerek. Bir ülkenin çözmesi gereken ekonomi, eğitim, adalet ve iklim krizi gibi sorunlar bir kenarda beklerken, tüm dikkat tek bir rakibe, bir seçime veya bir koltuğa yönlendirilebiliyor. Beyaz balinanın kimliği dönemden döneme değişse de Ahab’ın ruhu siyasette yaşamaya devam ediyor.
Son günlerde, tutuklu komedyen Deniz Göktaş‘ın cezaevinde Moby Dick okuyacağını ifade etmesi, hem bir edebiyatsever hem de Göktaş ile ODTÜ değerlerini paylaşan bir dost olarak beni oldukça mutlu etti. Bazen, bir insan kendisini çağıran bir kitaba içsel bir farkındalıkla yönelirken, bazen de içinde bulunduğu koşullar o kitabı önüne getirir. Göktaş’ın Ahab’ı okurken günümüz siyasetinden tanıdık simalar hayal edip etmeyeceğini bilmem zor, fakat Melville, eserinin bu kadar yıl sonra hâlâ bu denli güncel kalacağını tahmin edemezdi.
Bir yazar, eserlerinde kaçınılmaz olarak kendi yaşamından izler taşır. Okurlar olarak bizlerin değer verdiği şey, yazarın bu izleri aşabilme yeteneği ve kendi kimliğinin ötesine geçerek başkalarının sesini sahici bir şekilde aktarabilmesidir. Hayal Sigortacısı adlı kitabımda, bir kadın anlatıcının sesiyle yazılmış öyküler de bulunuyor. Yakın zamanda aldığım övgüler, kendi kimliğimin ötesinde bir kadının ya da çocuğun sesini okuyucuya ulaştırabilmiş olmanın mutluluğunu yeniden hissettirdi.
Geçmişte Gustave Flaubert‘e, “Senden kimse bahsetmiyor, sadece yazdığın romandaki kadından konuşuluyor” demişler. O da “Madam Bovary benim!” diye yanıt vermiş. Bir yazar için belki de en büyük mutluluk, yarattığı bir karakterin kendisinden daha çok tanınmasıdır. Don Kişot’un Cervantes’ten, Robinson Crusoe’nun Defoe’dan, Anna Karenina’nın Tolstoy’dan daha fazla bilinmesi büyük bir başarıdır.
Yazıldığı yıllar sonrasında, balina Moby Dick ve romanın kahramanı Kaptan Ahab da Melville’in adının çok ötesinde bir üne sahip. Yazar, Ahab’ın trajedisinin balinayı yakalayamaması değil, balinayı yakalamaktan başka hiçbir şey düşünemez hale gelmesi olduğunu ustalıkla aktarır. Bu durum, siyaset için de son derece tehlikeli bir senaryodur: Bir kaptanın kendi beyaz balinasını, tüm geminin meselesi olduğuna inandırması ve beraberinde kıyameti getirmesi.
Deniz Göktaş, Ahab’ların gözlerinin karardığı bir dünyada Melville’den 175 yıl sonra bize mizah yoluyla önemli dersler hatırlatıyor. Çorlu’da Moby Dick’in sayfalarını çevirirken, kitabı tamamlamadan ve Kaptan Ahab gemiyi felakete sürüklemeden, Deniz Göktaş’ın özgürlüğe kavuşması gerekiyor.




