Ayşe Wilson, sanat yolculuğunu ve yeni mücevher projesini VOGUE TÜRKİYE’ye anlattı.
Ayşe Wilson, VOGUE TÜRKİYE okurlarına kendisini tanıtırken, Türk kökenli olduğunu ancak Amerika’da doğup büyüdüğünü belirtti. Babası Türk, annesi ise Amerikalı olan Wilson, Boston’da büyüdükten sonra New York’a taşındığını ifade etti. Çocukluğunun müzelere ve kültürel etkinliklere yakın geçmesinin kendisi için büyük bir şans olduğunu vurguladı. Sanatla iç içe büyüdüğünü ve resim yapma tutkusunun yaşamının vazgeçilmez bir parçası haline geldiğini söyledi. Çocukken sürekli hayal kurarak ve yaratıcılığını besleyerek büyüdüğünü dile getirdi.
İstanbul ve New York arasında yaşamanın kendisine nasıl bir ilham kaynağı olduğunu anlatan Wilson, her iki şehrin de canlı ve dinamik yapısının görsel anlatımına katkıda bulunduğunu belirtti. Bu şehirlerin kültürel zenginliklerinin ve tarihi katmanlarının sokaklarda yürürken gözlemlenebileceğini ifade etti. Büyük şehirlerin enerjisinin kendisine ilham verdiğini ve her sabah yeni bir günün getirdiği olasılıklarla uyanmanın heyecanını yaşadığını aktardı.
Sanatında kişisel hikayelerin önemli bir yer tuttuğunu vurgulayan Wilson, herkesin kendi yaşam deneyimlerinden yola çıkarak bir anlatı oluşturduğunu belirtti. Zihninde ve kalbinde taşıdığı hikayelerin, birçok insanla ortak bir bağ kurmasına yardımcı olduğunu ifade etti.
Erken dönem sergileri olan Polaris ve Quiet Afternoon’da çocukluk temasının sıkça yer aldığını söyleyen Wilson, çocukluk deneyimlerinin herkesin kişisel arşivinin önemli bir parçası olduğunu düşündüğünü belirtti. Bu anıların, insanın kimliğini şekillendiren unsurlar olduğunu vurguladı.
Çağdaş sanatın önemli isimlerinden Jeff Koons ile çalışma deneyimini de paylaşan Wilson, bu süreçte sanatçı anlatısının nasıl oluşturulduğunu öğrendiğini söyledi. Koons’un güçlü bakış açısının ve inandığı mesajların kendisine ilham verdiğini ifade etti. Ayrıca, o dönemde birlikte çalıştığı sanatçılarla olan dostluklarının hala devam ettiğini belirtti.
Şu anda PG Art Gallery ile yeni bir mücevher projesi üzerinde çalıştığını söyleyen Wilson, bu işbirliğinin Love Letters serisiyle başladığını açıkladı. Günlük hayatta kullandığımız kelimelerin ve duyguların mücevherlere dönüşmesinin doğal bir uzantı olduğunu düşündüğünü belirtti. Kendini ifade etmenin ve insanı iyi hissettiren objelerin önemine dikkat çekti.
Mücevher tasarımına geçişinin nasıl gerçekleştiğini anlatan Wilson, kendisinin bir mücevher tasarımcısı olmadığını, ancak bu alandaki ustalara büyük saygı duyduğunu ifade etti. İstanbul merkezli Series 7.83 markasıyla çalışmanın kendisi için büyük bir onur olduğunu belirtti. Kapalıçarşı’daki kuyumcuları ziyaret ettiğinde, yüzyıllardır süregelen taş işçiliği ve zanaat hafızasını hatırladığını söyledi.
Gelecek projeleri hakkında bilgi veren Wilson, New York’ta gerçekleşecek bir yaz sergisi üzerinde çalıştığını ve bu sergide daha büyük ölçekli figüratif yüzücü resimlerinin yer alacağını açıkladı. En büyük hayalinin insanlara ‘insan olmak’ hissiyle bağ kurabilecek imgeler üretmek olduğunu dile getirdi. Hayatın zorlukları kadar güzelliklerine de odaklanmayı tercih ettiğini belirtti.




