Oya Başak’a yazılan mektupta anılar, etkinlikler ve dostluk paylaşılıyor.
Sevgili Oya, biliyorum ki az sonra beni arayıp, “Bu hafta hangi konserlere gideceğiz?” diye soracaksın. İstanbul, bu günlerde opera, bale ve konserlerle dolup taşıyor. Şu an İstanbul Opera ve Bale Festivali devam ediyor; geçen hafta R. Strauss’un “Elektra” operasını izledik. Mitolojik temaların görsel ve işitsel sanatta işlenmesi her zaman etkileyici olmuştur. Ne yazık ki bu önemli etkinliğe seninle katılamadık. Ancak 31 Mayıs’ta, senin de çok sevdiğin Cemal Reşit Rey Salonu’nda CRR Senfoni Orkestrası, karizmatik şef Nil Venditti yönetiminde sahne alacak. Keman sanatçısı F. Dego, Sibelius’un Keman Konçertosu’nu seslendirecek. Merak etme, ikinci yarıda Mendelssohn yok! O besteciyi sana bir türlü sevdiremedim ama De Falla’nın “El sombre de tres pieces” eserinde sahneye fırlamanı engelleyemem. Albert Long Hall’da 23 yıl boyunca düzenlediğimiz konserlerde konuk sanatçımız olan çellist Gautier Capuçon, Beethoven, Messiaen ve Franck’ın eserlerini çalacak. Perde arkasında seni tebrik eden o davudi sesini hemen hatırlayacaktır. Camerata Salzburg üyeleri de seni görünce boynuna sarılacaklardır; biliyorsun, onlarla aile gibi olduk. NDR Elbphilharmonie’nin iki konserine de yer istersin herhalde! Caravaggio’nun ünlü tablolarını ve erken barok besteciler Monteverdi, Gagliana, Schütz, Ferrari’yi mutlaka merak edersin.
Robert Kolej’deki sınıf arkadaşların senin için “Sınıfın en küçüğüydü. İyi bir öğrenci ve tiyatrocuydu” diyorlar. Zamanla binlerce öğrenci yetiştirdin ve birçok öğrencin şimdi profesör oldu. Kıdemli bir profesör olmanı unutarak, bazen çocuk gibi davranmalarına bayılıyorum. İsim unutma konusundaki ünlülüğün de malum. Bazen birine kendi uydurduğun bir isimle hitap ediyorsun ve karşıdaki kişi kaç kez düzeltmeye çalışsa da sen bildiğin gibi devam ediyorsun. Bir keresinde, konser arasında çıplak başlı, göbekli bir adam sana yaklaşıp, “Beni hatırladınız mı?” demişti. Sen de, “Tabii ki, öğrencimdin!” dedin. Meğerse o kişi senin öğrencinin babasıymış!
Derste “Ters Yüz Olan Dünya” ile komediyi anlatırken, gidip sınıfın çöp sepetini başına geçirip, “İşte dünya tersyüz oldu” demeni öğrenciler hâlâ unutamıyor. Sabah 09.00 derslerine tüm öğrenciler uyuklayarak girerken, sen sınıfın kapısından dönerek dans edip şarkı söyleyerek gelirdin.
Ne çok ameliyat geçirdin, hele o belfıtığı ameliyatı sırasında günlerce yüzükoyun yattığın zamanları hatırlıyorum!
Albert Long Hall’de birlikte başlattığımız ve 23 yıl süren konserlerimizde, hem dinleyicilere hem de konuk sanatçılara ev sahipliği yaptın. Onlarla Kennedy Lodge’da yemek yerdik. Ülkelerine döndüklerinde yazdıkları teşekkür mektuplarında mutlaka senin adını anarlardı. Bir sonraki yıl tekrar gelmek istediklerinde senin katkın büyük oluyordu. Prof. Dr. Üstün Ergüder, Albert Long Hall’deki orgumuzu tamir ettirip ortaya çıkarmıştı. Sen İngilizce olarak yaptığın sunumda, “Rektörün orgu, nihayet tamir oldu” deyince, bütün salon gülmekten yerlere yattı. Ne çok insanın hayatına dokundun, esprili ve bir o kadar da ilkel bir yapın vardı. Amerikan Kız Koleji’nden başlayan tiyatroculuğun, yaşamının ayrılmaz bir parçası olmuştu. Boğaziçi Üniversitesi’ne kurulduğu günden beri katkıların saymakla bitmez. Yüzlerce öğrenci yetiştirdin ve onların hayatında yalnızca bir hoca değil, bazen bir arkadaş oldun. Batı dilleri ve edebiyatı bölümünün 20 yıldan fazla bölüm başkanlığını yürüttün. Son yıllarda üniversitenin ilke ve değerlerinin yok sayılmasına karşı rektörlüğe sırtını dönerek protesto edenlerden biri olarak, Boğaziçi Üniversitesi Direniş Gurubu’na katıldığın için artık okulun kapısından içeri girmene izin verilmiyor. Biliyor musun, hâlâ yasak! Ne yapalım sevgili Oya, bu da senin yazgın. Sonra seninle birlikte yaptığımız iki mavi yolculuk! Teknedeki herkesi kendine hayran bıraktın. Her demir attığımız koyda gözlüğünü takıp denizin altını merak ettiğin gibi.




