Barbare Studio’nun Tekirdağ’daki Temas Bölgesi sergisi, doğa ve sanatı bir araya getiriyor. Serginin arka planını keşfedin.
Rüzgar, toprak ve mevsimlerin etkisiyle şekillenen Temas Bölgesi, Türkiye’nin en ilginç açık hava sergilerinden biri olarak öne çıkıyor. OGGUSTO olarak, Burcu Dimili’nin davetiyle Barbare Studio’nun ev sahipliğinde bu sergiyi yerinde ziyaret etme fırsatı bulduk. Tekirdağ’daki üzüm bağlarında gerçekleştirilen Temas Bölgesi sergisi, doğayı ve çağdaş sanatı bir araya getiriyor. Peki, böyle bir serginin hazırlanması ne gibi bir süreç gerektiriyor? Küratör Melis Golar ve Barbare Studio’nun kurucusu Celine Topsakal, serginin hazırlık aşamasını, doğanın belirlediği çalışma koşullarını ve sanatçıların üretim sürecinde yaşadığı değişimleri detaylı bir şekilde paylaşıyor.
Temas Bölgesi sergisi, bağların ekolojik yapısını ve görünmeyen yaşam ağlarını odağına alarak ziyaretçileri Tekirdağ’da bir araya getiriyor. T. Melis Golar’ın küratörlüğünde gerçekleşen bu sergi, sanatçıları Barbare Bağları’nın yüzeyine bakmak yerine, toprak ve organizmalar arasındaki ilişkileri araştırmaya davet ediyor. Önceki serginin manzara ve mekân odaklı yaklaşımını daha derin bir araştırma sürecine taşıyan bu seçki, bağları yaşayan bir ekosistem olarak ele alıyor. Serginin temelinde, dünyayı dengeler kuran canlı bir organizma olarak tanımlayan Gaia Hipotezi yer alıyor. Bu yaklaşım doğrultusunda üretilen eserler, insanı, toprağı ve diğer canlıları sürekli etkileşim içinde olan bir bütünün parçaları olarak değerlendiriyor. Temas Bölgesi, doğayla olan ilişkimiz üzerine yeniden düşünmemizi sağlarken, görünmeyen bağlantılara ve ekolojik karşılaşmalara odaklanıyor.
Sergide A. Serkan Aka, Action Pyramid, Ayça Ay, Egle Oddo, Elmas Deniz, Ezgi Kılınçaslan, Fırat Engin, İrem Apak, Kıymet Daştan, Orkan Telhan, Pınar Marul, Rozelin Akgün, Sinem Dişli, Tabita Rezaire ve Yasemin Özcan gibi sanatçıların eserleri yer alıyor.
Bu sergiyi hiç bilmeyen birine anlatmak gerekirse, “Bazen sert rüzgârlar yediğimiz, bazen yakıcı güneşe maruz kaldığımız bir açık hava sergisindeydik ama her detayına değdi” diyebiliriz. Bağların arasında yürüyerek mekâna özgü eserlerle karşılaşacağınız bu sergi, izleyiciyi mekânla ve eserlerle etkileşime sokan bir deneyim sunuyor. Mekânın kendisi, güneşin ve rüzgarın yönü gibi iklimsel şartlar sergiye yeni bir katman ekliyor. Bu şartları bir avantaj olarak görerek sergiyi gezmek, daha keyifli karşılaşmalar yaşamanızı sağlayabilir.
Sanatçılar bağlarda çalışırken, planladıkları fikirleri değiştirmek zorunda kaldıkları durumlar olabiliyor. Burada süreç, bir galeri mantığında ilerlemiyor; sanatçının önerdiği fikir mekânsal olarak uygun değilse gerçekleşmiyor. Bağın tarımsal faaliyetlerini aksatacak meseleler de ortaya çıkabiliyor. Bu nedenle, küratör olarak benim görevim, işletme, doğa ve mekânın elverişliliği üzerinden bir arabuluculuk yapmak ve çözüm önerileri sunmaktır.
Doğanın temposu ile sergi takvimi her zaman uyuşmuyor. Bu süreçte en çok zorlandığımız şey, hava koşulları ve toprak durumu gibi dış etkenler. Bazen günlerce süren yağmurlar toprak çamur hale gelirken, rüzgar çalışmalara olanak vermiyor. Bir yapıtı birden fazla kez kurmak gerektiğinde zorluklar yaşanabiliyor. Planlamalarımıza rağmen, doğanın ve mekânın kuralları her zaman ön planda.
Bağlara, toprağa ve burada süren yaşama dair bakışımda kalıcı olarak değişen bir şey oldu. Doğaya ve insan dışı varlıklara şehir içinde yaşarken ne kadar uzaklaştığımızı fark ettim. Üzüm toplayan tarım işçilerinin tamamının kadınlardan oluşması, bu sürecin ekonomik ve sosyolojik boyutlarıyla birlikte beni derinden etkiledi. Görünmez emek, sergi süresince en görünür hale gelen ve konuşulmaya değer bir mesele oldu.
Barbare Studio, Tekirdağ’daki bağların ortasında, sanatsal ve kültürel üretimin büyük şehirlerin sınırlarını aşarak farklı coğrafyalara taşınmasını sağlamak amacıyla kurulmuştur. Bu yerel bilgi arayışım ve sanata olan derin ilgimle birleştiğinde, “Ben nerede alan açabilirim?” ve “Benim yerelim neresi?” gibi sorulara yanıt aramaya başladım.
Barbare Studio’ya ilk kez gelenlerin en çok şaşırdığı detay, üretim atölyesinin bağın kalbinde, değişen bir manzaraya bakan konumudur. Ziyaretçiler, maketler, prototipler ve geniş kütüphaneyle gerçek bir laboratuvarla karşılaşıyor. Ayrıca, gelenlerin bir sergi izlemek yerine bir keşfe geldiklerini fark ettikleri an, ikinci şaşkınlık oluyor. Ziyaretçiler, bağın farklı mikroklimalarından geçen yaklaşık 2 saatlik bir rota yürüyerek eserleri keşfediyorlar.
Barbare Studio sayesinde tanıştığım insanlar arasında en çok etkilendiğim, Tekirdağ 100. Yıl Sanayi Sitesi ile kurduğumuz bağ oldu. Sanayideki ustalar, projeye katkıda bulunarak en büyük ortaklarımız haline geldiler. Onların yerel bilgisi ve kurduğumuz arkadaşlık, projenin özünü oluşturuyor.
Toprağın ürününü yerinde tadarken doğayı, zanaati ve sanatı bir arada deneyimlemek için Barbare Studio’ya gelmelisiniz. Bağın içinde yürürken farklı hikâyelerle karşılaşabilir, ardından atölyemizde üretim süreçlerini yakından görebilirsiniz.




