212 Photography Istanbul programındaki öne çıkan sergileri beş fotoğrafçının bakışıyla keşfedin; doğadan yapay zekâya uzanan kişisel rota burada.
212 Photography Istanbul, dokuzuncu edisyonunda 26 Eylül–11 Ekim 2026 tarihleri arasında İstanbul’un iki yakasındaki farklı mekânlarda sanatseverlerle buluşacak. Fotoğrafın 200 yıllık geçmişini odağına alan festival; sergilerin yanı sıra söyleşi, film gösterimi ve atölyelerle fotoğrafın nasıl üretildiğini, hafızaya alındığını ve zaman içinde dönüştüğünü ele alacak.
Türkiye’den ve dünyadan sanatçıları bir araya getiren programdaki seçenekleri, bu kez fotoğrafçıların gözünden değerlendirdik. Arslan Sükan, Nihat Odabaşı, Tamer Yılmaz, Levent Özçelik ve Ali Alışır; festivali gezerken özellikle görmek istedikleri işleri seçti. Ortaya, doğanın yavaş değişiminden sokak hayatının mizahına, kuşaklar boyunca aktarılan arşivlerden yapay zekâyla yeniden kurulan anılara uzanan kişisel bir keşif rotası çıktı.
Nihat Odabaşı: Renk ve ironinin peşinde
Nihat Odabaşı, festivaldeki bütün sergilerin görülmeye değer olduğunu belirterek kapsamlı bir gezi öneriyor. Ancak kendi seçimini üç isimle sınırlıyor. İlk sırada Omar Victor Diop’un Allegoria sergisi yer alıyor. Diop’un renk, kostüm, dekor ve düşünceyi aynı görüntüde buluşturan dünyası, Odabaşı’na göre izleyiciyi önce estetik gücüyle yakalıyor, ardından ele aldığı meselelerle fotoğrafın içinde tutuyor.
Martin Parr’ın Short & Sweet sergisi de seçkide öne çıkıyor. Parr, gündelik yaşamın çoğu zaman fark edilmeyen ayrıntılarını renk, mizah ve ironiyle görünür kılıyor. Elli yılı aşan üretimini ve İstanbul’a odaklanan “Parrjektif”ini bir arada sunan sergi, sıradan anların nasıl çarpıcı görüntülere dönüşebileceğini gösteriyor.
Odabaşı’nın üçüncü tercihi Frank Horvat’ın Please Don’t Smile çalışması. Horvat’ın moda fotoğrafını stüdyo ortamının kusursuzluğundan çıkarıp sokağın doğallığıyla buluşturması, bu seçimin temel nedenini oluşturuyor. Sergi, kurgulanmış görüntüler içinde bile hayatın kendisine yer açan ve deklanşöre basılmayan anların da fotoğrafın parçası olduğunu hatırlatan bir yaklaşım sunuyor.
Tamer Yılmaz: Görüntüyü yerinde deneyimlemek
Tamer Yılmaz’ın festival programındaki önceliği Yann Arthus-Bertrand. Yılmaz, sergiyi gezmeden önce sanatçının belgesellerinden birini izlemeyi ve üretim pratiği hakkında bilgi edinmeyi öneriyor. Böylece fotoğrafların ardındaki yaklaşımın daha iyi anlaşılabileceğini düşünüyor. Festivaldeki en geniş fotoğraf seçkisinin Arthus-Bertrand’a ait olduğunu belirten Yılmaz, sanatçının insan ve doğayı kuş bakışı perspektifle bir araya getiren çalışmalarına dikkat çekiyor.
Yılmaz’ın merak ettiği bir diğer isim Omar Victor Diop. Güçlü renklerle hazırlanan, insanı ve doğayı kurgusal portrelerde buluşturan çalışmaların dijital ortamda görülmesiyle karşısında durarak deneyimlenmesinin aynı olmadığını vurguluyor. Diop’un fotoğraflarının, izleyiciyi önünde uzun süre kalmaya davet eden işler arasında bulunduğunu ifade ediyor.
Ali Alışır: Fotoğrafın genişleyen sınırları
Ali Alışır, fotoğrafı yalnızca mevcut dünyanın kaydı olarak değerlendirmiyor. Ona göre görüntü, gerçekliğin zihinde yeniden kurulduğu ayrı bir alan. Catherine Nelson’ın Future Memories sergisi de bu anlayışla kesişiyor. Sanatçının farklı coğrafyalardan topladığı manzaraları gökyüzünde asılı, kendi hafızasını taşıyan küresel formlara dönüştürmesi; fotoğraf, resim ve dijital üretim arasındaki sınırların şiirsel biçimde erimesini ortaya koyuyor.
Alışır’ın dikkat çektiği diğer çalışma David Szauder’in Triptych: Memory, Doubt and Fates serisi. Hafıza, benlik, ikizleşme ve yapay zekâyı aynı yapı içinde buluşturan çalışma, fotoğrafı yalnızca geçmişi belgeleyen bir araç olmaktan çıkarıp geleceğe dair sorular soran bir dile dönüştürüyor. Tarihi bir kilisede ışık, görüntü ve yapay zekâ aracılığıyla kurulan bu karşılaşma, serginin öne çıkan deneyimleri arasında yer alıyor.
Levent Özçelik: Kuşakların taşıdığı görsel miras
Levent Özçelik’in özellikle görmek istediği sergilerden biri Uzaklar, Kuşaklar, Bakışlar. Sergi, Nuri Z. Erbak’ın 1930’lardan itibaren Mısır, Venezuela, Tanzanya, Hawaii, Hong Kong ve Japonya’ya uzanan yolculuklarını; Mehmet H. Erbak’ın Trans-Sibirya, Hindistan, Çin, Tibet ve Antarktika’yı kapsayan arşiviyle birlikte ele alıyor. Ceylin Erbak Aytekin’in bu mirası sahiplenerek geliştirdiği yeni bakış da serginin kuşaklar arasındaki sürekliliğini tamamlıyor.
Özçelik’in bir diğer tercihi Colours of Scandinavia. İsveç üzerine kitap ve belgesel hazırlarken kuzeyde uzun süre fotoğraf çeken Özçelik, farklı kuşaklardan 18 fotoğrafçının İskandinavya’ya nasıl baktığını kendi deneyimiyle karşılaştırmak istiyor. Sergi; bölgenin doğasını, toplumunu, kimliklerini ve yaşam kültürünü farklı fotoğrafçıların gözünden izleme olanağı sunuyor.
Arslan Sükan: İlk bakışın ötesinde
Arslan Sükan’ın ilgisini, görüntünün ilk anda sunduklarından çok daha uzun süre bakıldığında açığa çıkan katmanlar çekiyor. Desirée Dolron’ın Uncertain, TX serisini seçmesinin nedeni de bu. Çalışma, doğada son derece yavaş ilerleyen ve neredeyse fark edilmeyen bir dönüşümü görünür hâle getiriyor. Fotoğrafın kendisini hemen açıklamaması, zaman geçtikçe yeni anlamlar üretmesi Sükan için serginin en güçlü yönlerinden biri.
Sükan’ın dikkatini çeken bir diğer çalışma David Szauder’in Triptych: Memory, Doubt and Fates eseri. Sanatçının hafıza, geçmiş ve bugün arasındaki ilişkiyi ışık, mekân ve yapay zekâyla yeniden kurması, fotoğrafın değişen sınırlarını gösteriyor. Çalışmanın Saint Benoît Kilisesi’ne yerleştirilecek olması da eseri yalnızca ekranda ya da basılı bir yüzeyde değil, doğrudan mekânıyla birlikte deneyimlemeyi mümkün kılıyor.
212 Photography Istanbul, 26 Eylül–11 Ekim 2026 tarihleri arasında fotoğrafın geçmişiyle geleceği arasında farklı bağlantılar kuran bu sergilerle izleyicileri İstanbul’un iki yakasına davet ediyor.




