Sevil Dolmacı ile European Art II Sergisi Üzerine Röportaj

Sevil Dolmacı ile gerçekleştirdiğimiz röportaj, European Art II sergisinin etkisini ve Avrupa çağdaş sanatını ele alıyor.

Sevil Dolmacı, European Art II sergisi ile Avrupa’nın çağdaş sanatını farklı dönemleriyle bir araya getiriyor. Robert Fleck’in küratörlüğünde hazırlanan bu sergi, II. Dünya Savaşı sonrası avangard sanat mirasını günümüz sanat pratikleri ile harmanlayarak izleyiciye sunuyor.

Sergide, sanat tarihinde önemli bir yer edinmiş Heinz Mack, Rosemarie Trockel ve Erwin Wurm gibi isimlerin eserleri, daha genç sanatçıların çalışmalarıyla yan yana sergileniyor. OGGUSTO Sanat Editörü Feride Çelik ile yaptığı röportajda Dolmacı, serginin küratöryel yaklaşımını, uluslararası iş birliklerinin Türkiye’deki koleksiyonerler üzerindeki etkisini ve yerel sanatçıların bu yapı içindeki konumunu detaylandırıyor.

European Art II sergisi, 9 Nisan-31 Mayıs tarihleri arasında İstanbul’da ziyaretçilerini bekliyor. Sergi, Avrupa sanat tarihine yön vermiş önemli sanatçıların eserlerini, çağdaş kuşakların üretimleriyle bir araya getirerek disiplinler arası bir diyalog alanı oluşturuyor. Dolmacı, bu serginin İstanbul’u uluslararası sanat sahnesinde aktif bir oyuncu haline getirme arzusunun bir yansıması olduğunu vurguluyor.

Dolmacı, Robert Fleck ile çalışmanın serginin uluslararası sanat piyasasındaki konumunu nasıl güçlendirdiğini de aktarıyor. Fleck’in oluşturduğu düşünsel çerçeve, eserleri tekil varlıklar olmaktan çıkararak bir söylem bütünlüğü içinde konumlandırıyor. Bu tür iş birlikleri, Türkiye’deki koleksiyonerler için önemli bir değer taşıyor; çünkü sanat eserleriyle kurulan ilişkiyi estetik beğeninin ötesine taşıyarak tarihsel ve kavramsal bir perspektif sunuyor.

Sergide yer alan Türk sanatçılar Ahmet Oran ve Gülfem Kessler, Avrupa sanat tarihinin içinde konumlanmış ancak o dili dönüştüren aktörler olarak öne çıkıyor. Dolmacı, bu sanatçıların eserlerinin serginin estetik omurgasında bir ‘kurucu unsur’ olarak yer aldığını belirtiyor. Bu durum, sanatın merkez ve periferinin yeniden tanımlandığı bir karşılaşma olarak değerlendiriliyor.

Minimalizmden post-kavramsal yaklaşımlara kadar geniş bir yelpazeye yayılan eserler, koleksiyoncular için ‘yarının klasiği’ olma potansiyeli taşıyor. 31 Mayıs’a kadar sürecek olan bu sergiden bir eser edinen koleksiyoner, Avrupa sanat tarihinin önemli bir parçasını sahiplenmiş oluyor.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu