NASİP sergisi, Mustafa Seven’in İstanbul sokaklarındaki gündelik hayatı, kaybolan alışkanlıkları ve geçici karşılaşmaları fotoğraflarla anlattığı bir seçki.
Bir adım, duvara vuran bir ışık ya da arka planda beliren küçük bir jest… Mustafa Seven’in fotoğraflarında birbirinden bağımsız görünen bu ayrıntılar, birkaç saniyeliğine aynı kadrajda buluşuyor. Ardından insanlar yollarına devam ediyor, o kısa ilişki ise fotoğrafın içinde kalıyor. İstanbul sokaklarında şekillenen NASİP sergisi, bu geçici karşılaşmaları ve şehrin gündelik hayatındaki dönüşümü izleyiciyle buluşturuyor.
Mustafa Seven’in kişisel sergisi, 12-26 Eylül 2026 tarihleri arasında Londra’daki Versus Arts Gallery’de düzenlenecek. Dr. Nilay İşlek’in küratörlüğünü üstlendiği seçki, Londra’nın ardından Berlin ve Paris’e taşınacak. İstanbul’da farklı yıllarda ve farklı noktalarda çekilen fotoğraflar, böylece başka şehirlerdeki izleyicilerin bakışına açılacak.
Arşivde değişen İstanbul’un izleri
Otuz yılı aşkın süredir fotoğraf çeken Seven, eski karelerine döndüğünde yalnızca İstanbul’un değil, kendi bakışının da değişimini gördüğünü söylüyor. Ona göre fotoğrafçı, karşısındaki dünyayla birlikte kendisini de kaydediyor; kişinin hayatta durduğu yer, kadraja ve seçtiği ayrıntılara yansıyor.
Seven, kariyerinin ilk dönemlerinde daha çok hareketin, görünür olayların ve teknik meselelerin peşinden gittiğini belirtiyor. Zamanla bakışının sakinleştiğini ifade eden fotoğrafçı, bugün küçük anlara, sıradan davranışlara ve insanların şehirle kurduğu geçici ilişkilere daha fazla önem veriyor. Geçmişte üzerinden geçip gideceği bir anın önünde artık daha uzun süre durduğunu anlatıyor.
Fotoğrafçının arşivi, İstanbul’daki dönüşümün yanı sıra kendi değişiminin de kaydını taşıyor. Eski karelerde artık bulunmayan sokaklar, binalar, dükkânlar, meslekler ve insanlar görülüyor. Ancak Seven’i en çok etkileyen değişim, şehrin fiziksel görünümünden ziyade gündelik hayatın ritminde ve insanların birbirleriyle kurduğu ilişkide ortaya çıkıyor.
Mahalle bağları, sokakta geçirilen zaman, çocukların sokağı kullanma biçimi, beklemek, sohbet etmek ya da bir dükkânın önünde oturmak gibi sıradan alışkanlıklar azalıyor veya yeni biçimlere dönüşüyor. Şehir hızlandıkça insanın şehirle ilişkisi de hızlanıyor. Seven’e göre fotoğrafın hafızayla ilişkisi burada önem kazanıyor; çekildiği anda sıradan görünen bir ayrıntı, yıllar sonra ortadan kalktığında karenin en değerli unsurlarından birine dönüşebiliyor.
Seçkiyi belirleyen ortak bakış
NASİP sergisinin yönünü tek bir fotoğraf belirlemedi. Seven ve küratör Nilay İşlek, uzun süre arşiv üzerinde çalışarak farklı yıllarda ve farklı yerlerde çekilmiş karelerin birbirleriyle kurduğu ilişkileri izledi. Bu süreçte İşlek’in fotoğraflara mesafeli bakışı, Seven’in yıllardır yakından bildiği görüntüleri yeniden değerlendirmesine yardımcı oldu.
Fotoğrafçı, küratörün yaklaşımı sayesinde başlangıçta sergiye dahil etmeyi düşünmediği bazı kareleri yeniden keşfettiğini söylüyor. Başka birinin bakışı, yıllar önce çekilmiş görüntülere yeni anlam katarken seçkinin bütünlüğünü de güçlendirdi.
Sokakta sezgiyle beklemek
Seven, sokak fotoğrafında karşılaşılacak anın önceden planlanamayacağını, ancak bunun hazırlıksız olmak anlamına gelmediğini vurguluyor. Sokağa çıktığında ne göreceğini bilmek istemediğini belirten fotoğrafçı, belirsizliğin bu türü hâlâ heyecan verici kılan temel unsurlardan biri olduğunu ifade ediyor.
Işık, insanların hareketleri, mekânın durumu ve çevredeki ilişkiler onun için sürekli izlenen işaretler arasında yer alıyor. Bazen henüz ortada bir fotoğraf yokken bir olayın gerçekleşme ihtimalini hissediyor ve bekliyor. Bir insanın kadraja girmesi, ışığın değişmesi ya da birbirinden bağımsız birkaç unsurun kısa süreliğine aynı kompozisyonda buluşması, fotoğrafın ortaya çıkmasını sağlıyor.
Yıllar içinde bu bekleyişin sezgiye dönüştüğünü söyleyen Seven, yine de sonucu hiçbir zaman bütünüyle kontrol edemediğini belirtiyor. Onun yaklaşımında amaç, hayatı fotoğraf için kurgulamak değil; gerçekleşen olayı fark etmek ve doğal akışına müdahale etmeden tanıklık etmek.
Geçici karşılaşmaların kalıcı görüntüsü
NASİP’te yürüyen, bekleyen ve birkaç saniyeliğine yan yana gelen insanlar öne çıkıyor. Seven, sıradan bir hareketin fotoğrafa dönüşüp dönüşmeyeceğini çoğu zaman aklıyla değil, sezgisiyle anladığını ifade ediyor. Bir insanın hareketi; ışık, gölge, renk, duvardaki bir şekil ya da arka plandaki küçük bir ayrıntıyla ilişki kurduğunda anlam kazanıyor.
Fotoğrafçı için önemli olan tek bir kişi veya hareket değil, kadrajdaki bütün unsurların birbiriyle kurduğu ilişki. Birbirinden habersiz insanların ve nesnelerin oluşturduğu bu geçici bütünlük, birkaç saniye sonra ortadan kalkıyor. Fotoğraf ise gerçek hayatta kısa süreliğine var olan bu ilişkiyi kalıcı hâle getiriyor.
Seven, NASİP’in Londra’dan sonra Berlin ve Paris’te izleyiciyle buluşmasını, farklı kültürlerden insanlarla yeni karşılaşmalar kurmasını istiyor. Fotoğrafların tamamı İstanbul’da çekilmiş olsa da serginin odağında yalnızca İstanbul bulunmuyor. İnsanların gündelik hayat içindeki küçük karşılaşmaları, dünyanın farklı yerlerinde farklı biçimlerde de olsa ortak bir deneyim alanı oluşturuyor.
Aynı fotoğraf, İstanbul’da yaşayan biri için farklı, Londra’daki bir izleyici için bambaşka bir anlama gelebilir. Seven’e göre fotoğrafın gücü de burada yatıyor: Çekildiği anda fotoğrafçının gördüğü ve hissettiği şey, yıllar sonra hiç tanımadığı birinin hafızasında başka bir karşılık bulabiliyor. Bu nedenle NASİP’in gittiği her şehirde yeni bakışlarla kendi hikâyesini genişletmesini umuyor.
Fotoğrafın Seven’e kattığı merak
Seven, bugün sahip olduğu maddi ve manevi birikimin önemli bölümünü fotoğrafa borçlu olduğunu söylüyor. Fotoğrafın, hayatının olağan akışında karşılaşamayacağı insanlarla tanışmasını sağladığını; bazı karşılaşmaların yalnızca birkaç saniye sürdüğünü, bazılarının ise uzun süreli dostluklara dönüştüğünü anlatıyor.
Fotoğrafın insanlarla kurduğu ilişkiyi değiştirdiğini ve kendisini daha hümanist bir bakışa taşıdığını belirten sanatçı, farklı coğrafyalara ve kültürlere açılan bu yolculuğun yanı sıra dünyaya duyduğu merakı da koruduğunu ifade ediyor. Otuz yılı aşkın sürenin ardından sokağa çıktığında birkaç saat sonra ne göreceğini, kiminle karşılaşacağını veya eve hangi fotoğrafla döneceğini hâlâ bilmiyor.
Seven için fotoğrafın en değerli armağanı, görüntülerden ve sergilerden öte, başkalarının hayatlarına bakabilme, onları anlamaya çalışma ve yaşadığı dünyayı yeniden keşfetme imkânı. Bu uzun yolculuğun sonunda değişmeyen en önemli şeyin ise hâlâ merak ediyor olmak olduğunu söylüyor.




