CI Bloom 2026: Sanatçı ve Küratör Seçimleriyle Yenilikçi Bir Bakış

CI Bloom 2026, sanatçı ve küratörlerin seçtiği eserlerle güncel sanata yenilikçi bir bakış sunuyor.

CI Bloom 2026 etkinliği, küratörler ve sanatçılar tarafından seçilen eserlerle güncel sanatın çeşitli yönlerini bir araya getirerek izleyicilere etkileyici bir bakış açısı sunmaktadır.

Gözde Hatun’un CI Bloom 2026 Seçimleri

Gözde Hatun
Çağdaş Sanatçı

Moda, 2024

Sanatçı: Erdal İnci
Galeri: Art On İstanbul

Bu eseri seçmemin sebebi, şehri bir mekan olarak değil, bir organizma gibi ele almasıdır. Erdal İnci, İstanbul’u olduğu gibi yansıtmaktan ziyade, tekrar ve deformasyon aracılığıyla yeniden inşa etmektedir.

Eserin akışkan yapısı, insan zihninin şehirle olan ilişkisini hatırlatıyor. Aynı sokaktan tekrar tekrar geçmek, her seferinde farklı ruh hallerine sahip olmak… Eserin katmanlı yapısı, hafızanın katmanlarını andırıyor. Bu nedenle Moda, yalnızca bir şehir görüntüsü değil; zamanın, tekrarın ve algının iç içe geçmiş hali olarak seçtiğim bir eser oldu.

L’Avenir

Sanatçı: Ruth Biller
Galeri: Anna Laudel

Bu eseri seçmemin nedeni, geleceği bir umut değil, belirsizlik alanı olarak ele almasıdır. İlk bakışta basit bir manzara gibi görünse de, o yol… yürüyen figür… ve geride kalan beden, aslında tek bir zamana ait değildir.

Bana göre bu eserde “gelecek”, ileriye doğru akan bir şey değil; insanın kendi içinden geçmek zorunda olduğu bir alan. Ruth Biller’ın figürleri genellikle dönüşüm halindedir, sabit değil ve tamamlanmamıştır. Burada figürlerin kimlikleri net değil. Bu belirsizlik, tanıdık bir his uyandırıyor. Zira bazen insanlar, nereye gittiğini değil, kim olduğunu anlamaya çalışırken yürürler. Bu yüzden bu eser benim için bir manzara değil, içsel bir yolculuğun sessiz kaydı niteliğinde.

Artisanal Iteration Series: Istanbul

Tuğçe Diri’nin bu seride yaptığı, bir şehri yeniden çizmekten çok, onu hatırlamaya çalışmaktır. Seri, kaybolmuş, dönüştürülmüş ve yeniden inşa edilmiş mekanların izini sürmektedir. Bu nedenle bu eser, bir mimari yapıdan ziyade bir hafıza kalıntısı olarak değerlendirilmektedir.

Üst ve alt katman arasındaki boşluk, bana çok şey anlatıyor: Şehir sanki ikiye ayrılmış; biri geçmişte kalmış, diğeri ise bugüne tutunmaya çalışıyor. Bu eser, bir şehri görmekle ilgili değil; kaybetmemekle ilgili.

Neubau

Sanatçı: Otto Pankok
Galeri: Anna Laudel

Bu eseri seçmemin nedeni, “inşa etmek” fikrini bir ilerleme değil, bir bedel olarak göstermesidir.

1919 yılı, savaş sonrası bir dönemi temsil ediyor. Yeniden inşa edilen şeyler var ama hiçbir şey gerçekten “yeni” değil. Otto Pankok’un eserleri genellikle toplumun kenarında kalan bireylere odaklanmaktadır.

Bu eserde gördüğümüz, bir yapı değil; o yapının içinde ezilen, taşıyan ve yüklenen insanlardır. Kompozisyon yukarı doğru çıkıyor ancak bu bir yükseliş hissi vermiyor. Aksine, bir sıkışma ve ağırlık hissi yaratıyor. Bu eser benim için mimarlık ya da şehir değil; insanın kurduğu şeylerin altında kalma halidir. En çarpıcı olan ise, yukarıda bir yapı, aşağıda bir figür var; ama aralarındaki ilişki güç değil, yorgunluktur. Bu nedenle bu eser, bir “başlangıç” değil, bir şeylerin yeniden başlamak zorunda kalmasının resmi gibidir.

“The invisible enemy should not exist” Serisi

2003 sonrası Irak’tan yağmalanan ve 2015’te yok edilen kültürel mirasın izini sürmektedir. Ancak bunu klasik bir “yeniden yapım” anlayışıyla değil; gazete, ambalaj ve gündelik malzemelerle gerçekleştirmektedir.

Bu malzeme seçimi tesadüf değildir. Çünkü bu eserlerde yalnızca geçmiş değil, bugünün tüketim ve unutma biçimi de yer almaktadır. Bu işte bir heykel ya da yüzey görmekten ziyade, bir eksiklik hissediyorum. Eksik olan şey, sadece bir eser değil; bir kültür, bir hafıza ve bir aidiyettir.

Ve belki de en çarpıcı olanı, bu eserlerin aslında “geri getirmek” amacı taşımadığıdır. Çünkü bazı şeyler geri gelmez. Sadece şunu hatırlatır: Yok olan şeyler, gerçekten yok olmaz. Onlar, hatırlanmadıkça kaybolur.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu