Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye için yarışan filmler ve kültürel olaylar gündemde.
Uzun elbiseler ve smokinlerin giyileceği bu akşam, Cannes’da 12 gün süren bir lüks deneyimin sonuna gelindi. Bu festival, hızla dönen dünyada düşünmek, dinlemek ve hayret etmek için bir fırsat sunuyor.
Dünyanın en ünlü riviyerası La Croisette, sinema dünyasının en iyi sanatçılarını bir araya getiriyor. Cannes’da şansa yer yok; burada yarışmak için en iyilerden biri olmanız gerekiyor.
Cannes, sinema dünyası için en önemli bir ölçüt haline gelmiş durumda. Burada yapılan seçkilerde sadece sanat konuşuyor, nüfuz değil. Her Mayıs ayında burada gerçekleşen etkinlik, bir film yarışmasından çok daha fazlasını ifade ediyor; dünya sinemasının nabzı tutuluyor. Farklı ülkelerden gelen yönetmenler, kendi sorunlarıyla mücadele ederken aynı ideali paylaşıyor: huzur içinde yaşamak. 12 gün boyunca izlediğim filmler, dünya yönetmenlerinin ortak duruşunu ve arzularını gözler önüne seriyor. Rusya’dan Japonya’ya, İspanya’dan Şili’ye, İran’dan Norveç’e kadar her yerde kahramanların amacı huzur ve barış.
Sinema, en zor koşullarda bile en iyi eserlerin ortaya çıktığı bir sanat dalıdır. En büyük ödüllerin çoğu, genellikle büyük acıların anlatımıyla ilişkilendirilse de, bu bir eğilim haline gelmiştir.
Birlikte yaşamak ve iyiyi aktarmak, insanlığın basit ama önemli yollarıdır. Yönetmenlerin bu basit gerçeği sinemaya yansıtmaları, sinemanın hayatımızdaki yerini bir kez daha gözler önüne seriyor. Filmi izlerken, karanlık bir salonda tanımadığınız insanlarla aynı sahneyi paylaşmak, başka bir dünyaya dalmanın büyüsünü yaşatıyor. Gelişmemiş ülkelerde sinemaya tabletlerden bakarken, gelişmiş ülkelerde tiyatro, opera ve sergilere katılmak bir tesadüf mü? Bu etkinlikler, sorgulama ve düşünme için bir zemin sunuyor.
Cannes’a seçilen filmler, dünya genelinde ilk kez sinema camiasına gösterilirken, aynı zamanda Fransa’nın farklı şehirlerinde sınırlı gösterimlere de girmektedir. Bu, kültürel destek politikasının önemli bir parçasıdır. Yerel düzeyde bir şehre bakıldığında, sinema salonu varsa, o belediyenin iyi çalıştığı söylenebilir.
79. Cannes Film Festivali’nde, İspanyol sinemasının yeniden doğuşu oldukça dikkat çekti. Altın Palmiye için yarışan 22 filmden 3’ü İspanya’dan geldi; bu da tesadüf değil. İspanyol Başbakanı Pedro Sanchez’in kültüre verdiği destek, bu başarıda önemli bir rol oynadı. Bu akşam, İspanyol sineması ödüllendirilecektir.
Cannes’ın tanıdığı Koreli yönetmen Park Chan-wook’un başkanlığındaki jüri, her biri kendi dünyasındaki gerilimi anlatan 22 filmi Altın Palmiye ile ödüllendirecek. En büyük ödül, bir film aracılığıyla bir bakış açısını taçlandıracak.
Cannes’da Kültürel İsyan
Fransız milyarder Vincent Bolloré, siyasi gündeme hizmet edecek etki araçları satın almak için bilgi ve kültür şirketlerine yatırım yapıyor. Uzun süredir devam eden bu hakimiyet mücadelesinde, 2027 başkanlık seçimleri hedefiyle büyük bir sona yaklaşırken, Grasset yayınları ile başlayan isyan uluslararası bir boyut kazandı.
Festivalin ilk gününde, filmlerin başında beliren sponsor logoları alkışlanırken, Canal+ gibi önemli finansörlerin logolarında alkışlar kesildi. 600 film profesyoneli, “Zapper Bolloré” adını verdikleri bir kolektife imza atarak bu duruma tepki gösterdi. Ancak, bu destek verenlerin kara listeye alınacağı duyuruldu.
Grasset yayınevinin 300 imzası, ‘Zapper Bolloré’nin 600 imzası ile birleşti ve olay uluslararası bir boyut kazandı. Festivalin son gününde imzalar 4000’e ulaştı. Avrupa’daki aşırı sağa karşı bir direniş olarak hatırlanacak bu yıl, 79. Cannes’ın en güçlü hatırlandığı yıllardan biri olacak.
Cannes Türk Sinemasını Unutmadı
Bu yıl, yarışma dışında gösterilen hiçbir Türk filmi olmaması üzücü. Cannes, Türk filmlerini ve yönetmenlerini her zaman takdir etmiştir. Yılmaz Güney’in “Yol” filmi ile kazandığı büyük ödül, Türk sinemasının Cannes geçmişini hatırlatıyor. O dönem, Le Monde’da çıkan bir yazıyı tercüme etmem istendiğinde yaşadığım heyecanı unutamam.
Yıllar içinde gözlerimi yaşartan ikinci ödül töreni, Nuri Bilge Ceylan’ın Altın Palmiye’yi “çok sevdiği yalnız ve güzel ülkesine armağan ettiğini” söylediği andı. Cannes, ülkelerinde yolunda gitmeyenleri anlatanların, bunu ülkelerini çok sevdikleri için yaptığını gösteriyor. Sanatçı ile devletin iş birliği, her iki taraf için de büyük faydalar sağlayabilir.
Javier Bardem’in, “ülkemde ayda iki kadının katledilmesine sessiz kalıp, bunu normalleştiriyorsak…” diyerek başlayan cümlesi, salonda duygusal anlar yaşatıyor. Bu, toplumun bir sorunu olarak anlatılması, izleyiciyi derinden etkiliyor.
Marché ve Türk Pavyonu
Cannes’da, dünya sinemasının kalbi 12 gün boyunca attı. Yarışan filmler, basın toplantıları, buluşmalar ve meslektaşlar arası tartışmalarla dolu bir dönem yaşandı. “Marché du Film” yani Film Pazarı, festivalin yanı sıra ayrı bir dünya sunuyor. Film satışları, ortak yapım görüşmeleri ve paneller bu alanda gerçekleştiriliyor.
Ferzan Özpetek’in yeni filmi için müjdeli haberler geldi. Almanya’dan gelen genç bir aktör, “Sarı Zarflar” filminde küçük bir rol aldığını belirtti. Cannes’a gelen Türk asıllı birçok kişi, iş yapmak veya çevre edinmek için burada bulunuyor. Ancak, bu yıl yarışmaya katılan Türk filmleri yoktu.
Kültür ve Turizm Bakanlığı, festivalde kendi seçtiği oyuncu ve yönetmenleri getirdi. Ayrıca, Türkiye Pavyonu, festival sırasında Türk sinemasını tanıtmak için önemli bir alan oluşturdu. Ancak bu yılki pavyon, geçmiş yıllardaki gibi etkileyici değildi. Türk sinemasının desteklenmesi gerektiği açıkça ortada.




