Mertcan Karacan’ın eseri, zamanın insan üzerindeki etkilerini ve unutulan değerleri derinlemesine inceliyor.
Mertcan Karacan’ın Remzi Kitabevi’nden çıkan “Zamanın Çarkı Döndüğünde” adlı eseri, okuyucularına zamanın derin ve çok boyutlu etkilerini sorgulayan bir yolculuk sunuyor. Kitap, zaman kavramını yalnızca takvim yapraklarının geçişi veya yaşlanma olarak değil; aynı zamanda değerlerin aşınması, kelimelerin anlam kaybı, hafızanın dağılması ve vicdanın sınanması olarak ele alıyor.
Bu eserde zaman, dış dünyada akıp giden soyut bir olgu olmaktan çıkarak, içsel bir deneyim haline geliyor. İnsanları, eşyaları ve dili dönüştüren, bazen de önüne kattığı her şeyi öğüten güçlü bir etken olarak karşımıza çıkıyor. Karacan, farklı konulara değinse de, yazılarında insanın, hafızanın ve vicdanın zaman karşısındaki sınavını ortak bir derinlikte buluşturuyor.
Kitap, üç ana bölümden oluşuyor: “Geldim”, “Gördüm” ve “Sevdim.” İlk bölümde yazar, zamanın toplumsal yaralarına, sistemin acımasız yüzüne ve gündelik yaşamın alışkanlıklarına odaklanıyor. İkinci bölümde ise anılar, karşılaşmalar ve kişisel izler metnin derinliklerine işleniyor. Üçüncü bölümde ise yazı, vefa ve sevgi temalarına yönelerek, edebiyatın ustalarına ve hatıralara daha yakın bir sesle yaklaşmayı başarıyor. Bu üç bölüm, birbirinden bağımsız başlıklar değil; bir insanın zamana, hayata ve edebiyata bakışını şekillendiren duygusal eşikler olarak öne çıkıyor.
Karacan’ın en dikkat çekici yönü, gündelik gibi görünen meseleleri derin insanlık sorularına dönüştürebilme yeteneği. “Sür Eşeği Orta Asya’ya” başlıklı yazısında, eski Türklerin ölülerini eşyalarıyla birlikte gömme geleneğinden yola çıkarak, günümüzdeki saklama kültürüne, kaybolan kütüphanelere ve unutulan yazarlara uzanıyor. Burada bir nesnenin kaderi, bir milletin hafızasıyla birleşiyor. Yazarın kaybolan kitaplığı, aslında toplumun eksilen belleğine dönüşüyor.
Karacan’ın denemeleri, eşyaları yalnızca nesneler olarak değil, bir dönemin tanıkları ve insanın dünyaya bıraktığı izler olarak görüyor. Bu nedenle yazarın kaygıları, nostaljik bir geçmiş özlemiyle sınırlı kalmıyor; geçmişe bakarken bugünün kayıtsızlığını da sorguluyor. Unutulmuş evler, sahip çıkılmayan arşivler ve kaybolan kütüphaneler üzerinden, bir toplumun hafızasını kaybetmenin sonuçlarını sorguluyor.
“Neresi Hoş Bunun?” başlıklı yazısında ise hoşgörü kavramını ele alıyor. Ancak bu kelimeyi alışıldık anlamıyla değil, güç ilişkileri çerçevesinde yeniden değerlendiriyor. Hoşgörünün, eşitler arasındaki insani bir açıklık olmaktan ziyade, güçlünün güçsüze tanıdığı geçici bir alan haline geldiğini vurguluyor. Bu bağlamda, dilin yalnızca bir iletişim aracı değil, aynı zamanda toplumun vicdan haritası olduğunu ifade ediyor.
Karacan’ın kitabında zaman, yalnızca geçmişi anlatmakla kalmıyor; aynı zamanda bugünü de sorguluyor. Bize kaybettiklerimizi, alıştıklarımızı ve göz ardı ettiklerimizi gösteriyor. Zamanın çarkı dönerken, değerlerin değiştiğini, kavramların aşındığını ve insanın kendi içindeki yansımalarına daha zor bakar hale geldiğini gözler önüne seriyor.
Mertcan Karacan’ın üslubu, zaman zaman öfkeli, hüzünlü ve alaycı bir tonda. Ancak bu tonların altında güçlü bir vicdan duygusu yatıyor. Bu vicdan, yazının merkezine yerleşiyor ve okuyucuyu düşünmeye itiyor. Denemeleri, okuyucuya yalnızca “bak” demekle kalmıyor; “bir daha bak” diyerek, unuttuğumuz şeylerin arkasındaki derinliklere inmeye çağırıyor.
“Zamanın Çarkı Döndüğünde”, genç bir yazarın edebiyat, hayat, toplum ve hafıza üzerine dikkatle tuttuğu bir ayna. Bu aynada, kendi yorgunluğumuzu, ülkenin eksilen inceliklerini ve zamanın önünde savrulan insan hallerimizi görüyoruz. Kitap sona erdiğinde, geriye kalan duygu, zamanın çarkının döndüğü; ancak asıl önemli olanın, bu döngüde neyi koruyabildiğimiz, neye sahip çıkabildiğimiz ve ne kadar insan kalabildiğimizdir.




