Patricia Ibáñez, Naturalmente Flamenco gösterisiyle 16 Mayıs’ta İstanbul’da sahne alıyor. Flamenkonun ruhunu izleyicilere aktarıyor.
Dünyaca ünlü flamenko sanatçısı Patricia Ibáñez Romero, 16 Mayıs’ta Caddebostan Kültür Merkezi’nde sahne alacağı Naturalmente Flamenco gösterisiyle İstanbul seyircisiyle buluşmaya hazırlanıyor. Flamenkonun derin duygusunu ve doğaçlama ruhunu sahneye taşıyan Ibáñez, “Flamenko’da doğallık bir tercih değil, zorunluluktur” diyerek, İstanbul’un seyircisinin enerjisinden nasıl etkilendiğini vurguladı. “Flamenko açıklanmaz, hissedilir” sözleriyle sanatının özünü ifade etti.
Patricia Ibáñez, Naturalmente Flamenco ile İstanbul’daki üçüncü gösterisini gerçekleştirecek. Endülüs’ün köklü flamenko geleneğini doğaçlama ve duyguyla yeniden yorumlayan sanatçı, sahnede kusursuzluk yerine anın gerçekliğini aradığını belirtti. Gösterisi öncesinde kendisiyle flamenkoda doğallığın anlamı, sahnedeki özgürlük hissi ve İstanbul seyircisiyle kurduğu özel bağ hakkında bir röportaj gerçekleştirdik.
Ibáñez, gösterinin en belirgin özelliğinin spontane olduğunu belirterek, “Sahnede belirli bir anlatı ve birbirini takip eden flamenko formları var; fakat bunların ötesinde bir özgürlük alanı da yaratıyoruz. Flamenkoda teknik vazgeçilmezdir; ancak o tekniği sanata dönüştüren şey doğaçlamadır. Doğaçlama olmadan flamenko sadece bir egzersiz olur; onu özel kılan ise öngörülemezliğidir” dedi.
Gösteride birlikte çalıştığı müzisyenler Sebastián Sánchez ve Luis Amador ile olan ilişkisini de paylaşan Ibáñez, projeyi birlikte kurguladıklarını ve herkesin kendi fikirlerini sahneye taşıdığını ifade etti. “Bir iskelet var, ama o çerçevenin içini dolduran şey sahnede, o anda oluşuyor. Müzisyenlerle kurduğumuz ilişki de bu açıklık üzerinden gelişiyor; birbirimizi dinliyoruz ve yer açıyoruz. Bu durum gösteriyi doğal kılan unsurlardan biri” diye ekledi.
Flamenkonun acı, tutku ve direnişle sıkça ilişkilendirildiğini hatırlatan Ibáñez, bu unsurlar arasında en baskın olanın doğaçlama olduğunu vurguladı. “Teknik, dansçının bedenidir; hikaye, ruhudur; doğaçlama ise ikisinin sahnede buluştuğu andır. Flamenko canlı bir sanat; her gece seyirciyle, müzisyenlerle ve o anın enerjisiyle yeniden şekillenir. O an yakalanamazsa, gösteri ne kadar kusursuz olursa olsun bir şeyler eksik kalır” şeklinde konuştu.
Flamenkonun uluslararası ilgi gördüğünü belirten Ibáñez, bu sanatın insanlığın ortak mirası olduğunu ve UNESCO tarafından tanındığını dile getirdi. “Flamenko, sınırları aşıyor; doğrudan duyguya ve bedene hitap ediyor. Açıklama gerektirmiyor, yalnızca hissedilmesi gerekiyor” dedi.
Genç dansçıların flamenko için ne ifade ettiğini de değerlendiren Ibáñez, genç neslin yüksek bir teknik düzeye sahip olduğunu ancak bunun yeterli olmadığını vurguladı. “Flamenko’ya ruhunu veren kaynaklar var: ustalar, aileler, gelenekler. O kaynakları tanımadan gerçek bir Flamenko sesi bulmak zor. Neyse ki hâlâ o kaynakları taşıyan ustalar aramızda. Genç dansçıların görevi, o mirası özümsemek ve kendi seslerini katmaktır” dedi.
İstanbul sahnesine daha önce de konuk olan Ibáñez, burada seyirciyle olan ilişkisini ise “İstanbul benim için artık yabancı bir şehir değil. Her gelişimde o bağ daha da güçleniyor. Seyircim çok sıcak ve yakın; bir noktadan sonra alkışlar gösterinin ortasında gelmeye başlıyor ve bu bambaşka bir his yaratıyor” şeklinde tanımladı. 16 Mayıs’taki gösteride, seyircinin hatırlayacağı anların çok sayıda olacağını düşündüğünü belirtti.
Son olarak, sahneye çıkmadan önceki ritüellerinden bahseden Ibáñez, sahneye her zaman sağ ayakla girdiğini ve bağcıklı ayakkabı giydiğini söyledi. “Her ayakkabının bağını üç kez bağlarım. Kimseyle konuşmak istemem. İçime çekilmek isterim. İçimden geçen şey hep aynı: ‘Bugün buradayım ve keyif almak istiyorum.’ Çünkü Flamenko da, hayat da bu: Şu an. Eğer ben o anın tadını çıkarırsam, seyirci de çıkarır” diyerek sözlerini tamamladı.




