Küresel Isınma: Türkiye ve Dünya İçin Artan Riskler

Küresel ısınma, Türkiye ve dünya için yeni riskler yaratıyor. Uzmanlar, alınması gereken önlemleri ve gelecekteki olası senaryoları değerlendiriyor.

Küresel ısınmanın, hem Türkiye hem de dünya genelinde ciddi tehditler oluşturduğunu belirten İstanbul Üniversitesi Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Cem Gazioğlu, bu durumun gelecekte yaratabileceği olumsuz senaryolar ve küresel atmosfer ile okyanus üzerindeki etkileri hakkında önemli bilgiler paylaştı.

Yeşil enerjiye geçiş süreci başlamış olsa da, bu dönüşüm dünya genelinde oldukça yavaş ilerliyor ve bazı zararların geri dönüşü mümkün görünmüyor. Copernicus İklim Değişikliği Servisi’nin raporlarına göre, geçtiğimiz ay küresel ortalama hava sıcaklığı 14,89 dereceye ulaşarak, uzun yıllar ortalamasının 0,52 derece üzerinde seyretti ve kayıtlara geçen en sıcak üçüncü nisan ayı olarak kaydedildi.

Kutup bölgeleri dışındaki okyanuslarda ise deniz yüzeyi sıcaklıkları 21 dereceye ulaşarak, tarihsel olarak kaydedilen en yüksek ikinci seviyeye ulaştı. Arktik bölgesindeki deniz buzu örtüsü ise, ortalamanın yaklaşık yüzde 5 altında kalarak, en düşük ikinci nisan ayı değeri olarak ölçüldü.

Prof. Dr. Gazioğlu, iklim sisteminin artık yalnızca atmosfer sıcaklıkları ile değerlendirilemeyeceğini, bunun verilerle net bir şekilde ortaya konduğunu ifade etti. İklim sisteminin karmaşık yapısının, okyanusların ısı depolaması, denizel sıcak hava dalgaları, hidrolojik aşırılıklar ve atmosferik dolaşım anomalileri gibi birbirini tetikleyen süreçlerle ele alınması gerektiğini vurguladı. Gazioğlu, “Atmosfer-okyanus etkileşiminin güçlenmesi, orta enlemlerde ekstrem meteorolojik olayların hem sıklığını hem de şiddetini artırıyor. Bu durum, küresel ölçekte olduğu kadar bölgesel ölçekte de yeni risk alanları oluşturuyor,” dedi.

Küresel deniz yüzeyi sıcaklıklarının tarihsel rekor seviyelere yaklaşması, üst okyanustaki ısı içeriğinin artmasına ve bunun enerji transfer süreçlerini güçlendirmesine neden oldu. Bu durum, atmosferin daha fazla nem tutmasına yol açarak, tropikal ve subtropikal siklonların enerji potansiyelini artırdı. Ayrıca, aşırı yağışlar, uzun süreli sıcak hava dalgaları ve hidrolojik kuraklık gibi olayların da daha şiddetli hale geldiği belirtildi.

Gazioğlu, “El Nino etkisi devreye girerse, 2026 yılı boyunca deniz yüzeyi sıcaklığında yeni rekorlar görebiliriz. Bu durum, denizel biyolojik stres olaylarının yoğunlaşmasına, kıyı taşkınları ve fırtına kabarması risklerinin artmasına neden olabilir,” şeklinde konuştu. Mevcut durumun, deniz bilimleri ve iklim yönetimi açısından çok disiplinli veri üretim süreçlerinin kritik hale geldiğini vurgulayan Gazioğlu, kıyısal kırılganlık analizleri, deniz seviyesi yükselmesi projeksiyonları ve afet risk modellemeleri gibi çalışmaların yüksek çözünürlüklü iklim verileriyle desteklenmesi gerektiğini ifade etti.

Türkiye’de iklim değişikliği etkilerinin giderek daha belirgin hale geldiğini belirten Gazioğlu, dijital ikiz tabanlı iklim simülasyonları ve yapay zeka destekli erken uyarı sistemlerinin, gelecekteki kıyı ve deniz yönetim stratejilerinde temel araçlar olacağını vurguladı. Küresel çapta yaşanan iklimsel değişimlerin Türkiye’de de hissedildiğini, bu nedenle geleneksel deniz izleme yöntemlerinin yetersiz kaldığını ifade etti. Gazioğlu, kesintisiz veri akışı sağlayan insansız gözlem sistemlerine geçişin hızlandırılması gerektiğini belirtti.

Gazioğlu, yılda yalnızca bir veya iki kez yapılan klasik deniz izleme çalışmalarının, denizel sıcak hava dalgaları ve ani oksijen değişimleri gibi olayları açıklamak için yeterli veri üretemeyeceğini belirtti. Bu nedenle, operasyonel oşinografi temelli sürekli gözlem altyapılarının artık stratejik bir zorunluluk haline geldiğini vurguladı. Ege ve Akdeniz kıyılarında deniz yüzeyi sıcaklık anomalilerine bağlı olarak tür dağılımlarının değiştiğini ve istilacı türlerin yayılım gösterdiğini aktardı.

Karadeniz Havzası’nda son yıllarda yaşanan yüksek şiddetli taşkınlar ve artan heyelanların, atmosferik nem taşınımındaki değişimlerin bölgesel hidrolojik sistemler üzerindeki etkisini açıkça gösterdiğini belirten Gazioğlu, Marmara Denizi’nde görülen müsilaj oluşumunun da deniz suyu sıcaklık anomalileri ve artan besin tuzu yükleriyle bağlantılı olduğunu ifade etti. Karadeniz bölgesindeki şiddetli yağışların, kıyı erozyonunu hızlandırdığına dikkat çeken Gazioğlu, İstanbul ve çevresinde ise kısa süreli fakat yoğun konvektif yağışların kentsel taşkınlara neden olduğunu belirtti.

Gazioğlu, İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde meteorolojik ve hidrolojik kuraklık eğilimlerinin belirginleştiğini, Türkiye’nin aynı anda çoklu iklim riskleriyle karşı karşıya kaldığını ifade etti. Doğu Akdeniz’in küresel ölçekte bir “iklim değişikliği sıcak noktası” olarak tanımlandığını belirten Gazioğlu, Türkiye çevresindeki denizel ve atmosferik süreçlerin gelecekte daha yüksek enerji içeren ekstrem olaylar üretebileceğini öngördü.

Artan deniz yüzeyi sıcaklıklarının, “medicane” olarak adlandırılan Akdeniz siklonlarının oluşum potansiyelini artırdığını belirten Gazioğlu, Türkiye gibi üç tarafı denizlerle çevrili ülkelerde yüksek çözünürlüklü iklim gözlem ağlarının geliştirilmesi gerektiğini vurguladı.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu