‘İçeriye Doğru’ sergisi, Turan Aksoy’un eserleriyle izleyiciyi düşünsel bir yolculuğa çıkarıyor.
Turan Aksoy, ‘İçeriye Doğru’ sergisinde izleyicileri kitap sayfaları arasında dolaşmaya ve parçalanmış bütünlükleri yeniden inşa etmeye davet ediyor. Sanatçı, kitap formunu odak noktası haline getirerek gölge kavramını ve İstanbul’un çok katmanlı yapısını gözler önüne seriyor.
‘İçeriye Doğru’ sergisi, görsellerin, aforizmaların, nesnelerin ve fotoğrafların bir araya gelmesiyle izleyicilere hem fiziksel hem de zihinsel bir yolculuk sunuyor. Ciltlenmemiş, açılmış ve parçalanmış kitaplar aracılığıyla oluşturulan bu sergi, izleyicileri sadece bakmaya değil, aynı zamanda okumaya ve yeniden inşa etmeye de teşvik ediyor. Aksoy ile Lefkoşa ARUCAD Art Space’te devam eden sergiyi, kitap formunun sanatsal potansiyeli, ‘Gölge Üçlemesi’ ve İstanbul’un çok katmanlı yapısı üzerine konuştuk.
Serginin adı, ‘İçeriye Doğru İmkânsız Bir Köprü’ kitabından alıntı yaparak geçmişle gelecek arasında ve bizim için önemli olan kültürler arasındaki geçişlere işaret ediyor. Aksoy, kitabı sadece bir taşıyıcı olarak değil, başlı başına bir üretim alanı olarak ele alıyor. Sanatçı, bir resim ya da enstalasyonun başlangıç sürecine benzer bir şekilde, belirsiz ve bulanık imgeleri düşünerek, bu sergide görülen eserleri kitap formatında sunuyor.
Sergideki kitapların ciltlenmemiş, açılmış ve parçalanmış halleri, izleyicilere farklı biçimlerde zihinsel olarak onları bir araya getirme fırsatı sunuyor. Aksoy, bu yaklaşımın anlamının zamansal ve kronolojik bütünlükten ziyade, izleyicinin zihninde yeni bağlantılar kurmasına olanak sağlamak olduğunu vurguluyor. Ayrıca, her kitaptan birden fazla kopya üretme fikri, sanatçı kitapları ya da photo-booklar gibi geleneksel baskılardan farklı olarak, el yapımı edisyonlar üretme arzusundan doğuyor.
‘Gölge Üçlemesi’nde gölge, yalnızca görsel bir unsur olmanın ötesine geçerek düşünsel bir izlek haline geliyor. Aksoy, bu kavramın geçmişin üzerimizdeki etkisini, sanatçının eser üzerinde yer alma isteğini ve ışığın karşıtı olarak gerçek gölgeyi temsil ettiğini belirtiyor. Bu üçleme, planlanmış bir yapı değil, doğal bir sonuç olarak ortaya çıkmış.
İstanbul, Aksoy’un eserlerinde hem somut hem de metaforik bir alan olarak karşımıza çıkıyor. Sanatçı, İstanbul’u bir karşıtlıklar ve karşılaşmalar alanı olarak tanımlıyor ve bu şehrin çok katmanlı yapısının, izleyicilerin eserlerle kurduğu ilişkide önemli bir rol oynadığını ifade ediyor. İzleyicinin sergi boyunca sürekli yer değiştirdiğini ve hem okuyan hem de bakan bir izleyici olarak düşünülmesi gerektiğini vurguluyor.
Gelecek üretimlerinde kitap formunun daha fazla yer alabileceğini belirten Aksoy, malzeme ile düşünmenin sonuçlarının önemine dikkat çekiyor. Bu bağlamda, ‘İçeriye Doğru’ sergisi, izleyicilere düşünsel bir yolculuk sunarak, sanat ve edebiyat arasındaki ilişkiyi yeniden sorgulatıyor.




